♦️ Atatürk Ile Ilgili Çocuk Hikayeleri
Çocuklariçin Atatürk Hikayeleri Seti 10 Kitap 800 Sayfa 12 x19.5 29 Kupon. Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün tüm cihanın çocuklarına hediye ettiği “23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı”na özel Hürriyet gazetesinden armağan Çocuklar İçin Atatürk Hikayeleri Kitap Seti.
JulesVerne’in, Osmαnlı İmpαrαtorluğu dönemindeki İstαnbul’u αnlαttığı 1883 yılındα kαleme αldığı İnαtçı Kerαbαn αdlı romαnındα hiç görmediği Osmαnlı İmpαrαtorluğu’nun iki şehrini; İstαnbul ve Trαbzon’u Hollαndαlı bir tüccαr ile uşαğının gözünden mükemmel bir biçimde
Atatürkünailesi ile ilgili şiirler Misafir Atatürkün ailesi ile ilgili şiirler Cevap: Atatürkün ailesi ile ilgili şiirler Deli Sevdam Atatürk’ün Babası Ali Rıza Bey .Selanik Asakir-i Milliye taburunda subay olarak görev alan Ali Rıza Efendi, daha sonra da kereste ticareti ile uğraştı.Ve biricik oğlu Mustafa Kemal Atatürk 7 yaşında iken vefat etti.Atatürk’ün
ENÇOK SATANLAR. Ayaşlı ile Kiracıları - Memduh Şevket Esendal - Bilgi Yayınevi. 51,00 ₺. Dört Kardeştiler - Gülten Dayıoğlu - Altın Kitaplar Yayınevi. 45,00 ₺. Gurbet Hikayeleri-Özet- Refik Halit Karay - İnkılap Kitabevi. 24,00 ₺. Memleket Hikayeleri- Refik Halit Karay - İnkılap Kitabevi. 50,00 ₺.
AtatürkÜniversitesi tarafından öğretim üyesi alınacak. 03 Mayıs 2021 Pazartesi 10:22. Basın İlan Kurumu ilan portalı ilan.gov.tr’de yer alan bilgiye göre Atatürk Üniversitesi'ne bağlı birimlerde istihdam edilmek üzere, 2547 sayılı Kanunun ve Üniversite Öğretim Üyeliğine Yükseltilme ve Atanma Yönetmeliğinin ilgili
Dahaiki yaşındayken içinden geldiği gibi ritmik hareketlerle sallanırdı. Öyle çocuklar vardır, durduk yerde ritmik hareketlerle sallanırlar. Ben bunun müzik yeteneği ile ilgili olduğunu bilmiyordum. Fakat Fazıl 4-5 yaşına gelince sanki piyano dersi almış gibi çalmaya başladı. Bir gün arkadaşım Mithat Fenmen. Böyle
KorkutAta Türkiyat Araştırmaları Dergisi (Online) geçmişteki var oluşu unutturmamak, savaş ile elden çıkan coğrafyalardaki tarihi ve kültürel unsurları gelecek kuşaklara taşımak için de savaş edebiyatı eserleri üretilir. Bu çalışmada düşünme,
GülenGözleriyle Atatürk. Onu bu anlamlı günde en mutlu anlarında çekilmiş karelerle anmak ve onun gülen yüzünü sizlere bir kere daha hatırlatmak istedik. Gelin hep birlikte Atatürk’ü gülen fotoğraflarıyla analım Çocuk Ruhuyla Atatürk Spor Dolu Keyifli Bir Günün Ardından. Bir Zaferin Ardından Olsa Gerek Bu Kare
GizemliÇocuk Melih Melih aslında sıradan biri gibi görünebilir fakat o okulun örnek öğrencisi. Şimdilik yazmakta olduğum tek hikaye olan ''Büyümeye İnat'' ile ilgili bir kaç tüyoyu burada takipçilerimle paylaşmayı hedefliyorum. Kitaptan bahsedecek olursam, büyümeye inat hayatını dolu dol yaşayan 15-16 yaşlarında ki
İlginçMatematik Hikayeleri. Waclaw Sierpinskinin bir seferinde herhangi bir nedenle yeni bir eve taşınması gerekmişti. Karısı matematikçinin hafızasına fazla güvenmediği için, bütün eşyaları ile birlikte sokağa çıktıklarında şöyle demiş: - Şimdi ben taksi çağırmaya gideceğim, bu arada sen de bu on sandığın
KayıpAnahtar / Deniz Hikayeleri. Kayıp Anahtar / Deniz Hikayeleri. İrfan Amca ile Canan Teyze’nin yaramaz kedisi Sarman deniz fenerinde kilitli kalır. İrfan Amca kedisini kurtarmak için uğraşırken, fırtınanın yaklaştığını öğrenir. Artık zamana karşı bir yarış başlamıştır.
NâzımHikmet, Moskova'da ölmüştür. (3 Haziran 1963). Nâzım Hikmet, hece vezniyle yazdığı ilk şiirlerini Yeni Mecmua, İnci, Ümit ve Celal Sahir (Erozan)'ın çıkardığı Birinci Kitap, İkinci Kitap vb. dergilerinde yayımlamıştır. "Bir Dakika" adlı
KgYs. Atatürk'ün Çocuk Sevgisini Anlatan Kısaca Bilgi Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk çocuklara her zaman çok değer vermiş ve onları çok sevmiştir . Mustafa Kemal'e göre çocuk demek sevgi demekti . Mustafa Kemal sevdiği kişilere de bu yüzden çocuk derdi . Mustafa Kemal Atatürk kısa süreliğine bir evliliği olmuş olsa da bir çocuğu yoktu . Çocuğu olmamasına rağmen içinde inanılmaz bir çocuk sevgisi olan liderdi . Mustafa Kemal çocukların doğal olmasını çok sever , onların içten olmalarını isterdi . Gittiği yerlerde ilgilendiği ilk şey oradaki çocuklar olur ve onlarla ilgilenir , uzun uzun konuşurdu . Çocuklar da Mustafa Kemal'i çok sever ve onun olduğu yerlerden ayrılmak istemezler ve Mustafa Kemal'e bir baba edası ile sarılırlar ve onu doya doya öperlerdi . O çocukla çocuk olurdu . Çocukları gezmelere götürür , protokolde en ön sıraya oturtur , salıncakta sallar , onları çok dikkatli bir şekilde dinler ve onu anladığını jest ve mimikleri ile belli ederdi . İşte Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal'in bu yönü de ayrı bir özelliği ve güzelliğiydi .
eğitim öğretim ile ilgili belgeler > konu anlatımlı dersler > tarih dersi ile ilgili konu anlatımlar > tc inkılap tarihi ve Atatürkçülük dersi ile ilgili konu anlatımlar ATATÜRK’ÜN BİLİM VE TEKNOLOJİ İLE İLGİLİ SÖZLERİ, ÖZDEYİŞLERİ, VECİZELERİ İNKILAP TARİHİ KONU ANLATIM Atatürk’ün bilim ve bilim adamına verdiği önemi anlatan sözleri => Bilim gerçeği bilmektir. => Her işin esas hedefine kısa ve kestirme yoldan varmak arzu edilmekle beraber yolun kabul edilebilir; mantıki ve özellikle ilmi olması şarttır. => Ben askerî deha filân bilmiyorum. Herhangi bir zorluk önünde kaldığım zaman benim yaptığım iş şudur Vaziyeti iyice tesbit etmek sonra bu vaziyet karşısında alınacak tedbirin ne olduğuna karar vermek. => Bütün ilerlemeler insan fikrinin eseridir. Fikri harekete getirmek birinci işimiz olmalıdır. Bir kere millet benliğine hakim olsun ve düşünebilsin yeter! Başlangıçta hatalı düşünse de az zaman sonra bu hatayı düzeltebilir. Fikir bir kere faaliyete başladı mı her şey yavaş yavaş düzene girer ve düzelir. => Gözlerimizi kapayıp yalnız yaşadığımızı varsayamayız. Ülkemizi bir çember içine alıp dünya ile ilgilenmeksizin yaşayamayız. Tersine gelişmiş uygarlaşmış bir ulus olarak uygarlık alanının üzerinde yaşayacağız bu yaşam ancak bilim ve fenle olur. bilim ve fen nerede ise oradan alacağız ve ulusun her bireyinin kafasına koyacağız. Bilim ve fen için bağ ve koşul yoktur. 1922; I => Hayatta en hakiki mürşit ilimdir. => Fikirler anlamsız mantıksız boş sözlerle dolu olursa o fikirler hastalıklıdır Aynı şekilde sosyal hayat akıl ve mantıktan uzak faydasız zararlı ve birtakım inançlar ve geleneklerle dolu olursa felce uğrar. 1922 => Bizim akıl mantık zeka ile hareket etmek en belirgin özelliğimizdir. Bütün hayatımızı dolduran olaylar bu gerçeğin delilidirler. 1925 => İlim ve özellikle sosyal bilimler dalındaki işlerde ben emir vermem. Bu alanda isterim ki beni bilim adamları aydınlatsınlar. Onun için siz kendi ilminize irfanınıza güveniyorsanız bana söyleyiniz sosyal ilimlerin güzel yapıcı yönlerini gösteriniz ben takip edeyim. => Dünyayı istediği gibi kullanan kuvvet fikirler ve bu fikirleri belirleyen ve yayan kimselerdir. Fikrin özelliği de hiçbir itirazın bozamayacağı bir kesinlikle kendi kendisini kabul ettirmektir. Bu da fikrin yavaş yavaş duygular haline gelerek inanca bilgi dönüşmesiyle mümkündür ve böyle olduktan sonradır kionu sarsmak için bütün başka mantıkların başka düşüncelerin hükmü olamaz. 1914 => Evet; ulusumuzun siyasal toplumsal yaşamında ulusumuzun düşünce bakımından eğitiminde de kılavuzumuz bilim ve fen olacaktır. 1922; II => İnsanların hayatına faaliyetine egemen olan kuvvet yaratma icat yeteneğidir. 1930 => Ülkemizin en bayındır en latif en güzel yerlerini üç buçuk yıl kirli ayaklarıyla çiğneyen düşmanı yenen zaferin sırrı nerededir bilir misiniz ? Orduların yönetiminde bilim ve fen ilkelerini kılavuz edinmektir. Ulusumuzu yetiştirmek için temel olan okullarımızın yüksek okullarımızın kurulmasında aynı yolu izleyeceğiz. => Akıl ve mantığın çözümleyemeyeceği mesele yoktur. => Ülkemiz içinde uygar düşüncelerin çağdaş ilerlemelerin bir an yitirmeksizin yayılması ve gelişmesi gerektir. Bunun için bütün bilim ve fen adamlarının bu konuda çalışmayı bir namus borcu bilmesi gerekir. => Öğretmenlerimiz ozanlarımız edebiyatçılarımız ulusa bu felaket günlerini ve onun gerçek nedenlerini açık ve kesin olarak yazıp söyleyecekler bu kara günlerin dönmemesi için dünya yüzünde uygar ve çağdaş bir Türkiye’nin varlığını tanımak istemeyenlere onu tanımak zorunda olduğumuzu anımsatacaktır. 1922 / => Bu dünyada her şey insan kafasından çıkar. Bir insan başının ifade etmeyeceği hiçbir şeyi düşünemiyorum. => Hiçbir tutarlı kanıta dayanmayan birtakım geleneklerin inanışların korunmasında ısrar eden milletlerin ilerlemesi çok güç olur; belki de hiç olmaz. İlerlemede geleneklerin kayıt ve şartlarını aşamayan milletler hayatı akla ve gerçeklere uygun olarak göremez. Hayat felsefesini geniş bir açıdan gören milletlerin egemenliği ve boyunduruğu altına girmeye mahkumdur. => Dünyada her şey için yaşam için başarı için en gerçek yol gösterici bilimdir fendir. Bilim ve fennin dışında yol gösterici aramak aymazlık bilgisizlik doğru yoldan çıkmışlıktır . Yalnız bilimin ve fennin yaşadığımız her dakikadaki evrelerinin gelişimini anlamak ve ilerlemelerini izlemek koşuldur. Bin iki bin binlerce yıl önceki bilim ve fen dilinin çizdiği genel kuralları şu kadar bin yıl önce bugün aynı biçimde uygulamaya kalkışmak elbette bilim ve fennin içinde bulunmak değildir. 1924 ; II => İnsan vücudu bir kürsüdür; zeka cevherinin korunduğu yer olan başı üzerinde taşımak için kurulmuş bir kürsü! Çünkü esas zekadır. => Ben manevî miras olarak hiç bir ayet hiçbir dogma hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevî mirasım ilim ve akıldır. Benden sonrakiler bizim aşmak zorunda olduğumuz çetin ve köklü zorluklar karşısında belki gayelere tamamen eremediğimizi fakat asla taviz vermediğimizi akıl ve ilmi rehber edindiğimizi tasdik edeceklerdir. => Fikirler zorla ve şiddetle top ve tüfekle asla öldürülemez! => Allah dünya üzerinde yarattığı bu kadar nimetleri bu kadar güzellikleri insanlar istifade etsin varlık içinde yaşasın diye yaratmıştır ve azamî derecede faydalanabilmek için de bütün yaratıklardan esirgediği zekâyı akıllı insanlara vermiştir. 1923 => Bilim ve fen nerede ise oradan alacağız ve ulusun her bireyinin kafasına koyacağız. => Bu millet ve memleket ilme irfana çok muhtaç; tahsil yapmış diploma almış gelmiş olanları korumak kadar doğal ve lüzumlu bir şey olmaktan başka parti parti eğitim ve öğretim görmek için ilim ve fen almak için Avrupa'ya Amerika'ya ve her tarafa çocuklarımızı göndermeye mecburuz ve göndereceğiz. İlim ve fen ve ihtisas nerede varsa sanat nerede varsa gidip öğrenmeye mecburuz. Bu nedenle artık himaye ok zayıf kalır. Bunun yerine mecburiyet geçerli olur. Gazi Mustafa Kemal Atatürk “TC İNKILAP TARİHİ VE ATATÜRKÇÜLÜK DERSİ İLE İLGİLİ KONU ANLATIMLAR ”SAYFASINA GERİ DÖNMEK İÇİN >>>TIKLAYIN>>TIKLAYIN>>TIKLAYINYorumu Teşekkür ederim Bu sözler çok güzel ->Yazan Yiğit 30. **Yorum** ->Yorumu cok iyi yapuyosunuz bu site cok guzel herkeze tavsiye ediyorum benim gercek tum arkadaslarima onerdim bu site ile hepside cok begendi 10 numara ->Yazan enes..... 29. **Yorum** ->Yorumu Çok güzel Mustafa Kemal Atatürk ün bu tür sözlerinden kesitler yapmanız çok hoş olmuş projemi bitirmeme yardımcı oldunuz teşekkürler ->Yazan Ben 28. **Yorum** ->Yorumu çok yardımcı oldu teşekür ederim ->Yazan isimsiz 27. **Yorum** ->Yorumu çoksalın haca çokbeyendi teşekkürler ->Yazan ahmet emin demir 26. **Yorum** ->Yorumu Çok güzeldi projemi bitirmeme çok yardımcı oldu çok sağolun ->Yazan Avızırt 25. **Yorum** ->Yorumu çok teşekkürler çopk yararlı oldu ->Yazan Kübra... 24. **Yorum** ->Yorumu çok teşekkür ederim! proje ödevime çok yardımcı oldu. ->Yazan aeri. 23. **Yorum** ->Yorumu Çokişimeyaradıharika sÖzler ve çok teşekürler ->Yazan Yorum 22. **Yorum** ->Yorumu Teknoloji tasarım ödevine yardımcı oldu çok teşekkür ederim çok güzel sözleri var Atam'ın ->Yazan Boşver adımı 21. **Yorum** ->Yorumu gzl TTA dersinde işime yaradı sağolun canlar ->Yazan s 20. **Yorum** ->Yorumu Çok güzel sözler var atam sen çok yaşa ->Yazan Adını vermek istemeyen kişi........ 19. **Yorum** ->Yorumu Sosyal hocası artı beğendi ->Yazan Merve 18. **Yorum** ->Yorumu çok guzel işime yarayı verdi ->Yazan s 17. **Yorum** ->Yorumu Çok güzel hoca çok beğendi ->Yazan Sude 16. **Yorum** ->Yorumu evet çok yararlı bir site benimde sosyal ödevime yardımcı oldu çok teşekkür ederim ->Yazan Esila Çeliksoydan..... 15. **Yorum** ->Yorumu çoooooooooooooooo ooooooooooooo oooooooo oooooooooooo oooooooooooo oooooooo ooooo oooooooo oooooooo ooooooo oooook işime YARADI TEŞEKÜRLER ->Yazan hadise.. 14. **Yorum** ->Yorumu Çok sağolun sayenizde sosyal bilgiler dersinde ödev kontrol listesinde hiç eksim yok teşekkür ederim ->Yazan SNL 13. **Yorum** ->Yorumu Çok iyi bir site ->Yazan Selin 12. **Yorum** ->Yorumu ÇOOOK İYİ İŞİME ÇOOOOK YARADI ->Yazan BUSE.... 11. **Yorum** ->Yorumu süpermiş abicim sosyal ödevine büyük yardım ->Yazan ferhat 10. **Yorum** ->Yorumu cok işime yaradı cok tesekkurler sağolun ->Yazan 9. **Yorum** ->Yorumu çoook güzel bir siteymiş sosyal ödevime yardımcı oldu ->Yazan selin.... 8. **Yorum** ->Yorumu çok iyi bir site ->Yazan selin.... 7. **Yorum** ->Yorumu Harika siz olmasaydiniz nerden bulabilirdim bilmiyorum ->Yazan İrem 6. **Yorum** ->Yorumu Mütiş, oldukça yararlı bir site. Çok teşekkürler ->Yazan Ada gerek yok 5. **Yorum** ->Yorumu Çok güzel ödevimi yapabildim ->Yazan Muhammet Taha Kaldık 4. **Yorum** ->Yorumu Teşekkürler-> Harika sözler var ->Yazan Trt 3. **Yorum** ->Yorumu çok teşekkür ederim bu site olmasaydı hiç bu kadar güzel sözler bulamazdım ->Yazan hayrunisa 2. **Yorum** ->Yorumu Harika sözler var çoookkk teşekkürler! - ->Yazan öğrenci.. 1. **Yorum** ->Yorumu çok güzel ATA. sözleri var ->Yazan saleee.>>>YORUM YAZ<<<
Kıdemli Üye Üye No 41 Üyelik tarihi Şehir Avrupa Konu Sayısı 943 Beğendikleri 24 Alınan Beğeni 100 HF Ticaret Sayısı 0 HF Ticaret Yüzdesi % Ruh Hali Kan Grubum A RH + Atatürk'ün Çocukluk Hikayeleri - Atatürkün Anıları Bazı günler Mustafa Makbule’yi bakla tarlasında yalnız bırakıp çevrede gezmeye çıkıyordu. Bir gün Mustafa gezerken bir kaval sesi duydu. Bu kavalı kimin çaldığını merak edip kaval sesinin geldiği tarafa doğru yürüdü. Biraz gidince baktı ilerdeki bir ağacın altında on yaşlarında bir çoban kaval çalıyor, etrafında da koyunlar otluyordu. Mustafa bu çocuğun kavalıyla yarattığı sihirli dünyasını bozmak istemedi. “ Varsın çalsın garip “ diye düşündü. “ Ben de o kaval çalmayı bırakıncaya kadar burada oturur, beklerim. “ Aradan yarım saat geçti. Çocuk, türküler, oyun havaları çaldıktan sonra kavalını ağaca yasladı ve azık torbasını açıp yanında getirdiği yiyecekleri yemeye başladı. Mustafa oturduğu yerden kalktı, çocuğun yanına doğru yürümeye başladı. Karşıdan birisinin gelmekte olduğunu otların hışırtısından duyan çocuk başını kaldırdı. Geleni tanımıyordu. “ Acaba kim ki? “ diye düşündü. Mustafa çocuğun yanına gelince gülümseyerek “ Merhaba arkadaş, afiyet olsun “ dedi. “ Benim adım Mustafa. İzin verirsen yanına oturmak istiyorum. “ Çoban çocuk “ Tabii gel gel, buyur şöyle “ dedi. “ Hem bak acıktıysan hiç çekinme ye bir şeyler karnını doyur. Yemezsen, darılırım. “ Mustafa çocuğun yanına oturdu. Sessizce ikisi birlikte yemeklerini yediler. Daha sonra Mustafa “ Arkadaş, çok güzel kaval çalıyorsun. Kendi kendine mi öğrendin yoksa bir öğreten mi oldu? “ diye sordu. Çoban çocuk “ Köylük yerde böyle eften püften işleri öğreten olmaz “ dedi. “ Benim dedem de çoban, babam da çoban, eh, ben de çoban. Beş yaşına bastığımda babam, haydi bakalım Ali, al güt şu koyunları, deyip on tane koyun verdi bana. O günden bu yana çoban olup çıktık işte. Dedemi, babamı kaval çalarken dinledimdi. Bir gün canım sıkıldı, bu kavalı yaptım. Öyle böyle derken öğrendim çalmasını. Güzel çaldığımı az önce sen dediydin. Sağ olasın. “ “ Peki, arkadaş, çoban olarak yaşamını sürdüreceğini söylüyorsun. Tabiatla iç içesin, koyunlarını güdüyorsun, dilediğince kavalını çalıyorsun. İşine pek karışan olmaz. Özgürsün, belki mutlusun da. Fakat senden öncekilerden gördüğün, onların yaşadığı yaşam tarzının dışına çıkarak, dışarıya taşarak, daha aktif bir hayat yaşamayı arzulamaz mısın? Kendine bir hedef seçersin ve hedefine varmak için yeterli bilgiyi öğrenmeye okula gidersin. Bu ön bilgiyi öğrendikçe, öğrendiklerinin ışığında fikirlerini geliştirirsin. Eğer isterse kişi vatanına, milletine faydalı olabilecek pek çok iş başarır. “ “ Ne yalan söyleyeyim, söylediklerinin bazı yerlerini tam olarak anlayamadıysam da çoğunu anladım. İyi güzel diyorsun da bizim köyde okul yok ki. Şehirdeki okula gitmeye kalksam, hiç tanıdığımız yok orada, kalacak yerim yok. Zaten babamlar bırakmazlar gideyim. Belki onlar da isterler Ali amir-memur olsun ama şu gördüğün koyunların başına bir çoban lazım. Herkes amir-memur olsa, çobanlığı kim yapacak? Boş ver beni be, düşünme beni be, bırak ben çoban kalayım. Sen asıl kendinden haber ver, buralarda kimlere misafir geldin ki? Hem senin geldiğin şehir büyük mü? Sizin okulda çok çocuk var mı okula giden? “ “ Bak arkadaş, hayatta insanın eline birtakım fırsatlar geçer. Önemli olan ele geçen bu fırsatları en iyi şekilde değerlendirebilmektir. Bunun için de gayret gereklidir. Eğer biz seçtiğimiz hedefe ulaşmak için yeterli gayreti göstermezsek, zaman içinde, hedefimize gittikçe yaklaştığımızı değil, bilakis hedefimizden giderek uzaklaştığımızı fark ederiz. Kimsenin kimseye zorla meslek seçtirmesine taraftar değilim. Severek yapılmayan bir iş, bir uğraş, kişiye hayatı anlamsız kılar. Böyle biri de, eğer çıkış yolu bulamazsa yani hayatını anlamsızlıktan kurtaramazsa vatanına, milletine gerektiği şekilde faydalı olamaz. Şimdi arkadaş, sen şehirdeki okula gitmeye kalksan orada yatılı bir okula girerdin ve kalacak yer diye bir sorunun olmazdı. Az önceki sözlerinden bunun için birtakım engeller çıkabileceğinden çekindiğini anladım. Ayrıca da, senin buradaki yaşantından pek şikâyetçi olmadığını fark ettim. Fakat okuma-yazma isteği ile yanıp tutuştuğun belli. Benim okuduğum okulda okuyan çocukları merak etmen bunu gösteriyor. Ben, annem ve kız kardeşimle birlikte Selanik’ten dayım Hüseyin Ağa’nın yanına geldik. Kız kardeşimle birlikte dayımın bakla tarlasında bekçilik yapıyoruz. Fırsat buldukça çevrede gezintiye çıkıyorum. İşte böyle bir gezinti anında seni gördüm, yanına geldim, oturduk, konuşuyoruz. İki ay kadar dayımın çiftliğinde kalacağız. Yani iki ay seninle bir arada olabiliriz demek istiyorum. Arkadaş, eğer istersen sana okuma-yazma öğretmek istiyorum. Biz buradan giderken sen okuma-yazma öğrenmiş olursun ve sana bırakacağım ders kitaplarını okuyup iyice öğrenirsin. Bu arada boş durmayıp arkadaşlarına da okuma-yazma öğretmek için çaba sarf edersin. Yakın bir gelecekte sizin köyün öğretmeni olursun. Ne dersin arkadaş, ister misin okuma-yazma öğrenmek? “ “ Tabii ki, isterim istemesine de, becerebilir miyim dersin okuma-yazma öğrenmeyi? “ “ Becerirsin, becerirsin. Sen istedikten, biraz da gayret gösterdikten sonra başarılı olmaman için hiçbir neden göremiyorum. “ Mustafa daha sonra konuşmasının bir bölümünde Selanik’te Şemsi Efendi’nin İlkokulunda okuduğunu fakat babası Ali Rıza Efendi’nin ölümü üzerine, annesi ve kız kardeşiyle dayısının yanına geldiklerini anlattı. İlkokulu bitirdikten sonraki amacının Askeri Rüşdiye’nin imtihanlarını kazanarak oraya girmek, Rüşdiye’yi bitirdikten sonra yüksek öğrenimine devam ederek sonunda subay olmak olduğunu belirtti. Mustafa ile Ali bir süre daha konuşmalarına devam ettiler ve yarın aynı yerde buluşmak üzere birbirlerinden ayrıldılar. Mustafa fırsat buldukça Çoban Ali ile bir araya geldi; ona okuma-yazma öğretebilmek için çırpınıp durdu. Mustafa’nın bu iyi niyetli çabaları boşa gitmedi. Bir süre sonra Ali, okuma-yazma öğrenmeye muvaffak oldu. Aradan birkaç hafta geçtikten sonra Mustafa “ Arkadaş, annem beni Selanik’e teyzemin yanına gönderiyor. Yarın gidiyorum. Selanik’te okumaya devam edeceğim. İşte ders kitaplarımı getirdim. İlk tanıştığımız günkü konuştuklarımızı unutmadın sanırım. Bu kitapları iyice oku, öğren. Fakat öğrendiklerin sende kalmasın. Öğrendiklerini arkadaşlarına da öğret, onlara da okuma-yazma öğret. Bir ülkede cahiller ne kadar çoksa, o ülke, o kadar geri kalmış demektir. Ülkemizin medeni milletler seviyesine erişebilmesi, her ferdin, üzerine düşen görevi yapmasıyla gerçekleşir. Sadece ben okuma-yazma biliyorum, ben bilgiliyim demekle olmaz. Başkalarına da okuma-yazma öğretmedikçe, eğitmedikçe, bilgilendirmedikçe görevin tamamlanmış sayılmaz, yarım kalır. Bunu sakın aklından çıkarma. En güzel günler senin olsun arkadaş, hoşça kal…” dedi ve elini uzattı. Çoban Ali, kendisine uzatılan dost eli sevgiyle sıktıktan sonra “ Seni subay olmuş yürürken görür gibi oluyorum, Mustafa. İnşallah vatana, millete yararlı olursun. Mustafa adını hiç unutmayacağım, sen de, Çoban Ali adını unutma. Subay olunca fırsat bulursan gel gör beni, ben hep buralardayım, olur mu Mustafa? “ derken, göz pınarlarından akan yaşları silmek gereğini duymuyordu.
Yarı ömrünü cephede geçirdikten sonra kendini ülkenin kuruluşuna adayan Atatürk, içindeki çocuk sevgisini evlat edinerek dindirmeye çalıştı. Çıktığı gezilerde çocuklarla yakından ilgilendi. Onları dinledi, türküler söyletti, şakalaştı. Çocukla çocuk oldu… “Çocuk! Dili bir çıkmaza saplamışızdır.. Dilimizi bu çıkmazdan biz kurtarmalıyız!” Atatürk’ün en ünlü sözlerinden biridir. Türk dili çalışmalarıyla ilgili eleştirilerini Falih Rıfkı Atay’a anlatırken kullandığı bu cümlede olduğu gibi Atatürk etrafındakilere “Çocuk!” diye hitap etmeyi pek severdi. Atatürk’ün herkesçe malum çocuk sevgisinin diline yansımasıdır diye düşünülebilir mi acaba? Bunu bilemiyoruz. Ancak ömrünün yarısı cephelerde geçmiş Mustafa Kemal’in, en çetin şartlarda bile kalbi boş kalmamış, ömrünün her devrinde zarif ifadelerle mektuplaştığı; kalbini açtığı biri mutlaka olmuştur. Ancak bir boşluk var ki Atatürk o boşluğu ömrü boyunca dolduramamış, bu boşluğun sızısını da etrafındakilerle paylaşmıştır Çocuk… Anadolu’nun ücra köşelerine yaptığı ziyaretlerde gözlerinde zekâ parıltısı gördüğü çocukları okullara yönlendiren Atatürk’le ilgili yazılan kitapların her birinde onun çocuk sevgisine dair bir anı mutlaka vardır. Biis, biis!’ Niyazi Ahmet Banoğlu “Nükte ve Fıkralarla Atatürk” kitabında Atatürk’ün Toros Dağları’nda karşılaştığı bir çoban çocukla muhabbetini anlatır “Atatürk Antalya’ya gidiyordu. O sırada İtalyan diktatörü Musolini abuk sabuk nutuklarında, Türkiye’yi de hedef alıyordu. Yolda mola verildiği bir sırada, uzaktan bir türkü sesi Atatürk’ün ilgisini çekti. Türküyü bir çoban söylüyordu. Çobanı getirmeleri için emir verdi, getirdiler. Atatürk Türküyü sen mi söylüyorsun?’ diye sordu. Çoban Evet’ deyince, Sesin çok güzel, okuman da fena değil. Burada da söyle de dinleyelim’ Genç çoban nazlanmadan başladı Demirciler demir döğer tunç olur… Türkü bitti. Atatürk alkışlayarak “Biis… biis” diye bağırdı. Genç çoban hiçbir şey anlamamıştı. Atatürk izah etti Biis demek, beğendik, bir daha söyle demektir.’ Çoban türküyü tekrarladı. O zaman Atatürk, cebinden bir elli lira çıkardı çobana verdi. Çoban paraya baktı ve memnun bir tavırla Biis… biis’ diye bağırdı. Atatürk, bu zeki cevap karşısında bir elli liralık daha çıkarıp verdi ve yanındakilere Musolini şu sahneyi görseydi ve cevabı işitseydi, hangi millete nutuk söylediğini anlardı.’ dedi.” Onları Dinleyin ve Konuşturun’ Soyak’ın hatıralarında Atatürk’ün çocuk terbiyesiyle ilgili görüşleri de şöyle yer alıyor “Çoğu ailelerin öteden beri çok bir alışkanlıkları var. Çocuklarını söyletmez ve dinlemezler. Zavallılar lafa karışınca Sen büyüklerin konusuna karışma’ derler ve sustururlar. Ne kadar yanlış ve hatta zararlı bir hareket. Halbuki tam tersine çocukları serbestçe konuşmaya, düşündüklerini duyduklarını olduğu gibi ifadeye teşvik etmelidir. Böylece hem hatalarını düzeltmeye imkan bulunur ve hem de ileride yalancı ve riyakar olmalarının önüne geçilir. Kısacası samimi düşüncelerine karşı sevgi beslemeye artık alıştırmalıyız. Aynı zamanda onların temiz yüreklerine yurt, millet, aile ve yurttaş sevgisiyle beraber doğruya iyiye ve güzel şeylere karşı sevgi ve ilgi uyandırmaya çalışmalıyız. Atatürk’e Tokat Atıp Güldürüyordu Atatürk’ün ölümüne kadar en yakınında olan Hasan Rıza Soyak “Atatürk’ten Hatıralar” kitabında çocuk sevgisiyle ilgili şu anekdotu anlatıyor “Onun dilinde çocuk, sevgi demekti. Sevdiklerine, hangi yaşta olursa olsunlar, çocuk’ derdi. Çocuğu olmamıştı; bundan dolayı iç acısı duymuş mudur bilmiyorum ama, ben buna ihtimal vermiyorum; Tüm Türk yavruları onun öz çocukları gibiydi. Bir gün Ülkü’yü kucağına oturtmuş şakalaşıyorlardı. Çocuk katıla katıla gülerek saçlarını çekiyor, burnuna yapışıyor, yumak elleriyle yüzüne küçük küçük tokatlar indiriyordu. O da çocuklaşmış gibiydi; bir yandan kahkahalarla gülüyor, bir yandan da güya başını korumaya çalışıyordu. Atatürk, bir ara bana dönerek “Çocukluk ne güzel şey… Çocuklar ne sevimli ve ne tatlı mahlûklar değil mi? En çok hoşuma giden halleri nedir bilir misin? Riyakârlık bilmemeleri, bütün istek ve arzularını içlerinden geldiği gibi açıklamalarıdır” dedi. Kimse Sana Benzemez’ Avni Altıner, “Her Yönüyle Atatürk” kitabında bir çocukla şu hatırasını paylaşıyor Mustafa Kemal’in ilk Cumhur reisliğine seçilmişti. Bir Sabah Çankaya sırtlarında gezmeye çıkmıştı. Gazi yanına sokulan bir çocuğu yakaladı. Çelik bakışlarıyla âlemi büyüleyen gözlerini onun yüzüne dikip gülümseyerek sordu; – Adın ne senin bakayım? – Cemil – Çankaya’da mı oturuyorsun? – Yok. Ayrancı’da – Mektebe gidiyor musun? Başını öne doğru hızla eğdi. – Eee.. Ne okuyorsun mektepte? – Her bir şey okuyoruz. – Peki, ben kimim Cemil? Zeki bakışlarını Ata’nın üzerinde gezdirdi – Sen Gazi Paşasın. Ata gülümsedi. – Olmadı Cemil, Gazi Paşa değilim. Beni benzettin sen. – Yok, benzetmedim iyi biliyorum, sen Gazi Paşasın! – Nereden biliyorsun? – Çünkü dedi sana hiç kimse benzemez. Atatürk’ün gözleri bulutlandı. O eşşiz kafanın içinden kim bilir ne düşünceler geçti o anda. Sonra büyüdüğü zaman ne olacağını konuştular sonrasında. Ardından yanındakilere dönerek, Milletin bağrında temiz bir nesil yetişiyor. Bu eseri ona bırakacağım ve gözüm arkamda kalmayacak’ dedi. Küçük Hanımlar! Küçük Beyler!’ Atatürk’ün çocuklarla ilişkisi “çocukça” olduğu kadar yerine geldiğinde gayet de ciddidir. Atatürk çocukları ciddiye alır, onları dinler ve anlamaya çalışır. Onlara hitap ederken de buna dikkat eder. 17 Ekim 1922’de Bursa’ya yaptığı ziyarette kendisini karşılayan çocuklara hitabını bunun en güzel misalidir “Küçük hanımlar, küçük beyler, Sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı ve ikbal ışığısınız. Memleketi asıl ışığa boğacak olan sizsiniz. Kendinizin Ne Kadar Önemli, Değerli Olduğunuzu Düşünerek Ona Göre Çalışınız. Sizlerden Çok Şey Bekliyoruz.” Sakın Hafife Almayın’ Altıner’in başka bir hatırası Hariciye Vekili Tevfik Rüştü Aras’ın evinde davet var. Bu esnada kahverengi, cins olduğu görülen bir köpek salona girdi. Büyük bir telaş başladı. Kapılar açıldı. Fısıltı halinde Gazi geliyor!’ kelimeleri işitildi. Geç vakte kadar kendisinin sevdiği zeybek oyunları oynandı. Ona mahsus şarkılar söylendi. Salonda 3-4 yaşında bir çocuk vardı. Gazi kurutulmuş üzümden bir kaç tane yedikten sonra çocuğa dönerek Al bakalım sen de ye!.. dedi. Çocuk serbest bir tavırla Ben sevmem sen kendin ye!’ tarzında bir cevap verdi. Anne ve babası mahcubiyetten ne yapacaklarını şaşırmış, çocuğa üzümü aldırmaya çalışıyorlardı. Bunun üzerine Gazi üzümü kendi ağzına attı. Çocuk bu sefer kızarak Aman canın isterse!’ tarzında bir laf savurdu. Atatürk Gülerek Ayol, dedi onu ben sana söyleyecektim.’ Olanları seyreden Adliye Vekili Mahmut Esat Bey Paşam, huzurunuzda bu şekilde konuşacak cihanda kimseyi tasavvur edemezdim. Bir insan çocuk çağında Reisicumhura bile hükmedebiliyormuş. Gazi gülerek şöyle cevap verdi Bugün bir hiç gibi gördüğün bu çocuk belki yarının en büyük kahramanıdır. Onun için her kim olursa olsun istediği şekilde konuşmakta serbesttir.’
çocuk hikayeleri okulöncesi hikayeleri masallar hikayeler Atatürk ile ilgili hikayeler Bazı günler Mustafa Makbule’yi bakla tarlasında yalnız bırakıp çevrede gezmeye çıkıyordu. Bir gün Mustafa gezerken bir kaval sesi duydu. Bu kavalı kimin çaldığını merak edip kaval sesinin geldiği tarafa doğru yürüdü. Biraz gidince baktı ilerdeki bir ağacın altında on yaşlarında bir çoban kaval çalıyor, etrafında da koyunlar otluyordu. Mustafa bu çocuğun kavalıyla yarattığı sihirli dünyasını bozmak istemedi. “ Varsın çalsın garip “ diye düşündü. “ Ben de o kaval çalmayı bırakıncaya kadar burada oturur, beklerim. “ Aradan yarım saat geçti. Çocuk, türküler, oyun havaları çaldıktan sonra kavalını ağaca yasladı ve azık torbasını açıp yanında getirdiği yiyecekleri yemeye başladı. Mustafa oturduğu yerden kalktı, çocuğun yanına doğru yürümeye başladı. Karşıdan birisinin gelmekte olduğunu otların hışırtısından duyan çocuk başını kaldırdı. Geleni tanımıyordu. “ Acaba kim ki? “ diye düşündü. Mustafa çocuğun yanına gelince gülümseyerek “ Merhaba arkadaş, afiyet olsun “ dedi. “ Benim adım Mustafa. İzin verirsen yanına oturmak istiyorum. “ Çoban çocuk “ Tabii gel gel, buyur şöyle “ dedi. “ Hem bak acıktıysan hiç çekinme ye bir şeyler karnını doyur. Yemezsen, darılırım. “ Mustafa çocuğun yanına oturdu. Sessizce ikisi birlikte yemeklerini yediler. Daha sonra Mustafa “ Arkadaş, çok güzel kaval çalıyorsun. Kendi kendine mi öğrendin yoksa bir öğreten mi oldu? “ diye sordu. Çoban çocuk “ Köylük yerde böyle eften püften işleri öğreten olmaz “ dedi. “ Benim dedem de çoban, babam da çoban, eh, ben de çoban. Beş yaşına bastığımda babam, haydi bakalım Ali, al güt şu koyunları, deyip on tane koyun verdi bana. O günden bu yana çoban olup çıktık işte. Dedemi, babamı kaval çalarken dinledimdi. Bir gün canım sıkıldı, bu kavalı yaptım. Öyle böyle derken öğrendim çalmasını. Güzel çaldığımı az önce sen dediydin. Sağ olasın. “ “ Peki arkadaş, çoban olarak yaşamını sürdüreceğini söylüyorsun. Tabiatla iç içesin, koyunlarını güdüyorsun, dilediğince kavalını çalıyorsun. İşine pek karışan olmaz. Özgürsün, belki mutlusun da. Fakat, senden öncekilerden gördüğün, onların yaşadığı yaşam tarzının dışına çıkarak, dışarıya taşarak, daha aktif bir hayat yaşamayı arzulamaz mısın? Kendine bir hedef seçersin ve hedefine varmak için yeterli bilgiyi öğrenmeye okula gidersin. Bu ön bilgiyi öğrendikçe, öğrendiklerinin ışığında fikirlerini geliştirirsin. Eğer isterse kişi vatanına, milletine faydalı olabilecek pek çok iş başarır. “ “ Ne yalan söyleyeyim, söylediklerinin bazı yerlerini tam olarak anlayamadıysam da çoğunu anladım. İyi güzel diyorsun da bizim köyde okul yok ki. Şehirdeki okula gitmeye kalksam, hiç tanıdığımız yok orada, kalacak yerim yok Zaten babamlar bırakmazlar gideyim. Belki onlar da isterler Ali amir-memur olsun ama şu gördüğün koyunların başına bir çoban lazım. Zaten herkes amir-memur olsa, çobanlığı kim yapacak? Boş ver beni be, düşünme beni be, bırak ben çoban kalayım. Sen asıl kendinden haber ver, buralarda kimlere misafir geldin ki? Hem senin geldiğin şehir büyük mü? Sizin okulda çok çocuk var mı okula giden? “ “ Bak arkadaş, hayatta insanın eline birtakım fırsatlar geçer. Önemli olan ele geçen bu fırsatları en iyi şekilde değerlendirebilmektir. Bunun için de gayret gereklidir. Eğer biz seçtiğimiz hedefe ulaşmak için yeterli gayreti göstermezsek, zaman içinde, hedefimize gittikçe yaklaştığımızı değil, bilakis hedefimizden giderek uzaklaştığımızı fark ederiz. Kimsenin kimseye zorla meslek seçtirmesine taraftar değilim. Severek yapılmayan bir iş, bir uğraş, kişiye hayatı anlamsız kılar. Böyle biri de, eğer çıkış yolu bulamazsa yani hayatını anlamsızlıktan kurtaramazsa vatanına, milletine gerektiği şekilde faydalı olamaz. Şimdi arkadaş, sen şehirdeki okula gitmeye kalksan orada yatılı bir okula girerdin ve kalacak yer diye bir sorunun olmazdı. Az önceki sözlerinden bunun için birtakım engeller çıkabileceğinden çekindiğini anladım. Ayrıca da, senin buradaki yaşantından pek şikayetçi olmadığını fark ettim. Fakat, okuma-yazma isteği ile yanıp tutuştuğun belli. Benim okuduğum okulda okuyan çocukları merak etmen bunu gösteriyor. Ben, annem ve kız kardeşimle birlikte Selanik’ten dayım Hüseyin Ağa’nın yanına geldik. Kız kardeşimle birlikte dayımın bakla tarlasında bekçilik yapıyoruz. Fırsat buldukça çevrede gezintiye çıkıyorum. İşte böyle bir gezinti anında seni gördüm, yanına geldim, oturduk, konuşuyoruz. İki ay kadar dayımın çiftliğinde kalacağız. Yani iki ay seninle bir arada olabiliriz demek istiyorum. Arkadaş, eğer istersen sana okuma-yazma öğretmek istiyorum. Biz buradan giderken sen okuma-yazma öğrenmiş olursun ve sana bırakacağım ders kitaplarını okuyup iyice öğrenirsin. Bu arada boş durmayıp arkadaşlarına da okuma-yazma öğretmek için çaba sarf edersin. Yakın bir gelecekte sizin köyün öğretmeni olursun. Ne dersin arkadaş, ister misin okuma-yazma öğrenmek? “ “ Tabii ki, isterim istemesine de, becerebilir miyim dersin okuma-yazma öğrenmeyi? “ “ Becerirsin, becerirsin. Sen istedikten, biraz da gayret gösterdikten sonra başarılı olmaman için hiçbir neden göremiyorum. “ Mustafa daha sonra konuşmasının bir bölümünde Selanik’te Şemsi Efendi’nin İlkokulunda okuduğunu fakat babası Ali Rıza Efendi’nin ölümü üzerine, annesi ve kız kardeşiyle dayısının yanına geldiklerini anlattı. İlkokulu bitirdikten sonraki amacının Askeri Rüşdiye’nin imtihanlarını kazanarak oraya girmek, Rüşdiye’yi bitirdikten sonra yüksek öğrenimine devam ederek sonunda subay olmak olduğunu belirtti. Mustafa ile Ali bir süre daha konuşmalarına devam ettiler ve yarın aynı yerde buluşmak üzere birbirlerinden ayrıldılar. Mustafa fırsat buldukça Çoban Ali ile bir araya geldi; ona okuma-yazma öğretebilmek için çırpınıp durdu. Mustafa’nın bu iyi niyetli çabaları boşa gitmedi. Bir süre sonra Ali, okuma-yazma öğrenmeye muvaffak oldu. Aradan birkaç hafta geçtikten sonra Mustafa “ Arkadaş, annem beni Selanik’e teyzemin yanına gönderiyor. Yarın gidiyorum. Selanik’te okumaya devam edeceğim. İşte ders kitaplarımı getirdim. İlk tanıştığımız günkü konuştuklarımızı unutmadın sanırım. Bu kitapları iyice oku, öğren. Fakat, öğrendiklerin sende kalmasın. Öğrendiklerini arkadaşlarına da öğret, onlara da okuma-yazma öğret. Bir ülkede cahiller ne kadar çoksa, o ülke, o kadar geri kalmış demektir. Ülkemizin medeni milletler seviyesine erişebilmesi, her ferdin, üzerine düşen görevi yapmasıyla gerçekleşir. Sadece ben okuma-yazma biliyorum, ben bilgiliyim demekle olmaz. Başkalarına da okuma-yazma öğretmedikçe, eğitmedikçe, bilgilendirmedikçe görevin tamamlanmış sayılmaz, yarım kalır. Bunu sakın aklından çıkarma. En güzel günler senin olsun arkadaş, hoşça kal…” dedi ve elini uzattı. Çoban Ali, kendisine uzatılan dost eli sevgiyle sıktıktan sonra “ Seni subay olmuş yürürken görür gibi oluyorum, Mustafa. İnşallah vatana, millete yararlı olursun. Mustafa adını hiç unutmayacağım, sen de, Çoban Ali adını unutma. Subay olunca fırsat bulursan gel gör beni, ben hep buralardayım, olur mu Mustafa? “ derken, göz pınarlarından akan yaşları silmek gereğini duymuyordu.
atatürk ile ilgili çocuk hikayeleri